Harvard’lı Profesör Doktor Gökhan Hotamışlıgil’den uyarı, milyonluk zayıflama ilaçlarının arkasındaki sağlık eşitsizliği

Img

Dünya çapındaki çalışmalarıyla tıp tarihine yön veren ve yakın zamanda ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen Harvard Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, son yılların en çok konuşulan GLP-1 tabanlı obezite ve diyabet ilaçlarına ilişkin ezber bozan değerlendirmelerde bulundu. Küresel nüfusu tehdit eden en büyük iki risk faktörünün obezite ve yaşlanma olduğunu vurgulayan Hotamışlıgil, mevcut ilaçların iştahı düzenleyerek mucizevi kilo kayıpları sağlasa da henüz yolun başında olunduğunu ifade ederek, kurucusu olduğu Enlila biyoteknoloji girişimiyle laboratuvardan insan çalışmalarına taşımaya hazırlandıkları daha derin ve kalıcı hücresel tedavi yöntemlerinin müjdesini verdi. Cumhuriyet gazetesinden Özlem Yüzak’ın o röportajı:

Enlila tam olarak neyi hedefliyor?

Enlila bizim için önemli bir dönüm noktası. Yaklaşık otuz yıldır metabolizma ile bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiyi, yani immünometabolizmayı araştırıyoruz. Bu çalışmalar sırasında metabolik esnekliği düzenleyen yeni hormon sistemleri ve lipit bağlayıcı proteinler tanımladık. Klinik öncesi araştırmalarımız, bu mekanizmaların obezite ve yaşlanmaya bağlı birçok hastalıkta tedavi potansiyeli taşıdığını gösterdi. Artık bu birikimi laboratuvardan çıkarıp insan çalışmalarına taşımak istiyoruz. Ancak bunun yalnızca akademiyle yapılması mümkün değil; endüstriyel bir ayağı da olmalı. Enlila bu amaçla kuruldu. Boston’daki biyoteknoloji şirketiyle birlikte temel bilim ile ilaç geliştirme süreci arasında köprü kuruyoruz.

ORTAK MEKANİZMA

İmmünometabolizma çalışmalarınızın temel bulgusu nedir?

Organizmanın stres, travma ve hastalıklara karşı kendini nasıl koruduğunu anlamaya çalışıyoruz. Özellikle yağ metabolizmasını düzenleyen bazı biyolojik yolların çok geniş bir kronik hastalık grubunu etkilediğini gördük. En önemli bulgumuz ise obeziteyle ortaya çıkan birçok biyolojik bozukluğun yaşlanma sırasında da görülmesi. Dünya nüfusunu tehdit eden en büyük iki risk faktörü obezite ve yaşlanma. Biz de bu iki sürecin ortak biyolojik mekanizmalarını hedefleyen tedaviler geliştirmeye çalışıyoruz.

Geliştirmeye çalıştığınız yaklaşım GLP-1 ilaçlarından nasıl ayrılıyor?

GLP-1 ilaçları tıpta gerçekten devrim niteliğinde. Milyonlarca insanın yaşamını değiştirecek kadar güçlü etkileri var. Ancak temel etkileri iştahı düzenleyerek kilo kaybı sağlamak. Biz ise daha derindeki biyolojik mekanizmaları hedefliyoruz. Metabolizma ile bağışıklık sistemini birlikte düzenleyen yolları düzeltebilirsek yalnızca obeziteyi değil, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan çok daha geniş bir hastalık grubunu etkileyebiliriz. Bugün obezite ve yaşlanmayı artık birbirinden tamamen ayrı süreçler olarak görmüyoruz.

GLP-1 ilaçlarıyla ilgili en çok yan etkiler, kas kaybı ve yüksek maliyet tartışılıyor. Ne dersiniz bu konuda?

Her büyük bilimsel yenilikte olduğu gibi burada da dengeli olmak gerekiyor. Bu ilaçlar çok önemli faydalar sağlıyor ancak herkeste aynı sonucu vermiyor. Bazı kişiler yeterli yanıt alamıyor, bazıları ise mide bulantısı gibi yan etkiler nedeniyle tedaviyi sürdüremiyor. Kas kaybı da önemli bir konu. Ancak bu yalnızca GLP-1 ilaçlarına özgü değil; hızlı kilo kaybına yol açan birçok yöntemde görülebiliyor. Bu sorunu azaltacak yeni ilaçlar ve yeni kullanım biçimleri üzerinde yoğun çalışmalar yürütülüyor. Bir başka önemli sorun ise erişim. Yüksek maliyet nedeniyle birçok hasta bu tedavilere ulaşamıyor. Bu yalnızca GLP-1 ilaçları için değil, yeni nesil kanser ilaçları ve başka biyolojik tedaviler için de geçerli. “Finansal toksisite” önümüzdeki yılların en önemli sağlık sorunlarından biri olacak. Ayrıca bu ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Herkes için aynı ilaç, aynı doz doğru olmayabilir. Rastgele kullanım ciddi sorunlara yol açabilir.

SAĞLIKLI YIL ÖNEMLİ

Siz uzun yaşamdan çok sağlıklı yaşam süresini öne çıkarıyorsunuz.

Çünkü asıl mesele insanların kaç yıl yaşadığı değil, o yılları nasıl geçirdiği. Bugün ortalama yaşam süresi uzuyor ama sağlıklı geçirilen yıllar aynı hızla artmıyor. İnsanların yaşamlarının son dönemini kronik hastalıklarla geçirmesi hem aileler hem de sağlık sistemleri üzerinde büyük bir yük oluşturuyor. Bizim hedefimiz yaşam süresini uzatmaktan çok insanların daha uzun süre sağlıklı, üretken ve bağımsız kalmasını sağlamak. Bilim dünyasında artık “life span” kadar “health span”, yani sağlıklı yaşam süresi de konuşuluyor. İnsan ömrünün doğal sınırını kısa vadede değiştirecek bir gelişme henüz yok. Ama yaşlanmanın altında yatan biyolojik mekanizmaları anlamaya başladık. Bu da sağlıklı yaşam süresini uzatabilecek yeni tedavilere kapı aralıyor.

Yapay zekâ bu süreci nasıl etkileyecek?

Yapay zekâ araştırmaları büyük ölçüde hızlandıracak. Çok büyük veri kümelerini analiz ederek yeni ilişkiler ve hipotezler ortaya çıkarabilecek. Ancak laboratuvar çalışmalarının yerini almayacak. Büyük dönüşüm, yapay zekâ ile deneysel bilimin birlikte çalışmasıyla gerçekleşecek.

‘KARAMSARLIĞIN KİMSEYE FAYDASI YOK’

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’e göre Türkiye, sağlık biyoteknolojisi ve yapay zekâ destekli yaşam bilimlerinde yarışın dışında değil. Asıl ihtiyaç, genç araştırmacıların fikirlerini ürüne ve ekonomik değere dönüştürebileceği güçlü bir bilim ve inovasyon ekosistemi oluşturmak.

Türkiye’deki bilim ortamını yalnızca bugünkü sorunlar üzerinden değerlendirmediğini söyleyen Hotamışlıgil, ülkenin en büyük avantajının genç ve yaratıcı insan kaynağı olduğunu vurguluyor: “Türkiye’de çok güçlü bir yaratıcılık enerjisi var. Eğitim sisteminin eksikleri elbette bulunuyor ama buradan çıkan gençler uygun ortamı bulduklarında dünya çapında başarılar elde edebiliyor. Sorun yetenekte değil, o yeteneğin yeşereceği ortamı oluşturabilmek.”

Bilim dünyasının büyük bir dönüşüm geçirdiğini belirten Hotamışlıgil’e göre bugün bilgiye ulaşmak ve farklı disiplinleri bir araya getirmek geçmişe göre çok daha kolay. Asıl önemli olan ise bu bilgiyi teknolojiye, ürüne ve ekonomik değere dönüştürecek ekosistemi kurabilmek. Savunma sanayisi, oyun teknolojileri ve dijital girişimlerin kısa sürede yakaladığı başarıları örnek gösteren Hotamışlıgil, sağlık ve yaşam bilimlerinde de benzer bir sıçramanın mümkün olduğunu düşünüyor. Bunun için yalnızca araştırmaya yatırım yapılmasının değil, üniversitelerin de değişen dünyaya uyum sağlamasının şart olduğunu vurguluyor.

Sözlerini iyimser bir mesajla tamamlayan Hotamışlıgil, “Bugün herkes neden yapamayacağımızı anlatıyor. Oysa neden yapabileceğimizi düşünen insanlara ihtiyacımız var. Büyük dönüşümler aynı zamanda büyük fırsatlar yaratır. Karamsarlığın kimseye faydası yok. Asfalttan bile çiçek çıkabiliyor” diyor.

patronlardunyasi.com

yok

Author: Elif Aydın